Oktay Sinanoğlu Küresel Hastalık Oyunlarını Göçmen Hamamı Adlı Kitabında Yıllar Önce Anlatmış

Türkiye’nin ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanına sahip Ordinaryüs Profesörü Oktay Sinanoğlu salgın hastalık beslenme gibi konularda; ülkeleri, devletleri yok ederek adım adım dünya hakimiyetine nasıl gideceklerini 2012 yılında basılan Göçmen Hamamı adlı kitabında anlatıyor.

Kitabın kapak açıklaması şöyle;
İnsanlık karanlık çağlara doğru hızla sürükleniyor. Sınırlar kalkıyor, ulus devletler yok ediliyor, yüzlerce etnik küçük bölünmeler yaşanıyor. Bilim ve teknoloji hiç olmadığı kadar küresel sermayenin elinde. Birkaç küresel şirket enerji kaynakları yanında gıda ve su kaynaklarına da hâkim olmaya başladı. Dünya nüfusu etnik ve mezhep bölünmeleriyle birbirine kırdırılıyor. Diğer yandan da sağlıkla ilgili ilaçlar, aşılar ve serumlarla, gen araştırmalarıyla insanlık büyük bir tehdit altında. Dünya nüfusunun azaltılması, tek bir dünya hâkimiyeti, tek bir dil (köle dili) ve tek bir sahte dinî düzen kurulmak isteniyor.

Basın-yayın tekeli insanların gerçekleri görmesini engelliyor. Etrafımızı saran yalan perdelerini nasıl yırtıp gerçekleri görebiliriz? Mutlaka dünyada karanlık çağlara doğru gidişle mücadele edenler var ve her zaman olacaktır. Önümüzdeki yıllarda koltuğunuzda rahatça oturup keyfinizin bozulmamasını sakın beklemeyin. Çünkü insanlığın geleceği tehlikede!

Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu’na ait bazı kısa açıklamalar;
Efеndim, gönlü sağlam olmayan adamdan bilim adamı da çıkmaz.

Batıdan medet uman ya haindir, ya vatansızdır ya da ahmaktır.

Biz Batı‘ya karşı falan değiliz. Biz; haysiyetsizliğe karşıyız, yamyamlığa, barbarlığa, hunharlığa, birtakım milletleri soykırımdan geçirip de ondan sonra insan hakları edebiyatı yapanlara karşıyız.

Komplo teorisi: Ortada bir komplo varsa teoriye gerek yoktur. Standart bir psikolojik savaş lafıdır bu. Basın yayının bir şeyi komplo teorisi diyerek kapatması psikolojik savaştır.

Önce tohum sattılar, bu tohum böcekleri çekti. Böceklerden kurtulmak için “Al şu ilacı sık” dediler, ilaçlı bitkileri yiyen insanlar hasta oldu. Hastalanan insanları iyileştirmek için de “Al şu aşıyı ol” dediler! Üstelik tüm bunları yapan hep aynı şirketti.

Bizi tarihten silmeye ant içmiş olanlardan medet ummaktan Türkiye baş aşağı inmiştir ama bu böyle gitmeyecektir. Birtakım bilinçlenmenin kıvılcımlanmanın olduğunu görüp seviniyorum. Hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadım. Şimdi de umutsuz değilim ama bu millet hatalarından ders almalıdır. Bugün Avrupa da Amerika da bitmiştir. Zulüm eden devletler her zaman cezasını çekmiştir. Dünyada iki devletin geleceği görünüyor şu anda. Birisi Brezilya diğeri Türkiye’dir.

Türkler, Batıya defalarca uygarlığı, teknikleri, bilimi, ziraati götürmüşlerdir. Batıda bugün bilinen ne kadar meyve, sebze, çiçek çeşidi varsa bunların bir çoğu Osmanlı‘dan geçmiştir. Doğu Türkistan’ındaki Uygurlar birkaç binyıl önce çok büyük bir uygarlık kurmuşlardır. Tarımda yeni türler, inanılmaz sulama tesisleri geliştirmişler, felsefede, bilimde, gökbilimde,… çok ileri gitmişlerdir. İslâm’ı kabul ettikten sonra, edebiyat, felsefe, bilim ve diğer ilimlerde Türk ulus ve devletlerine yeni bir manevî güç gelmiştir. Bilimi maneviyatla birleştirerek Batı‘ya bir daha medeniyeti götürmüşlerdir. Her bin senede bir Batıya medeniyet ve insanlık öğretiriz ama her defasında unuturlar. Onun için yine sıra gelmiştir. Demek, bir daha öğretmemiz gerekecek. Artık tamamıyla unuttukları belli…

Herkes, sokaklara dökülmeden ne yapabilir? “Ne Yapmalı” diye bir kitabımız var onu okusunlar.

Ne Yapmalı? kitabının ön kapağında;
Büyük sorunlar küçük adımlarla çözülür.

Ne Yapmalı? kitabının arka kapağında ise;
Durup dinlenmeden çalışacağız; aldatılmışları aydınlatacak, gafiller uykusundakileri uyandırmaya devam edeceğiz. Allah’a şükürler olsun ki yıllardır süren, sahte ayrımcılıkların sahteliğini yıllar önce görüp milletimizin her kesimini, sağcısı, solcusu, dindarı demeden iki temel dava uğrunda tekvücut olmaya davetimizin boşa gitmediğini gördük. Bu çığ büyüyecek; iki temel dava uğrunda herkes birleşecek: Birincisi, “Bu vatan Türk’ün vatanıdır. Bir karış toprağı bile kimseye verilemez”; eşdeğerde ikincisi ise: “Bu ülkenin dili, çoğunluğunun anadili olan büyük ve birleştirici resmi dil, eğitim dili Türkçe’dir. Vatanımıza, ve manevi vatanımız Türkçe’ye sımsıkı sarılacağız. Halkımızın maddi ve manevi refahı da o yoldan geçecek.”Atatürk’ün sesini duyar gibi oluyoruz:”Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir