İçeriğe geç
Arama Yapıldıkça Ağaç Dikilmesini Sağlayan Ecosia Arama Motoru

Türkiye’ye Yönelik Dış Tehditler Nelerdir

Türkiye jeopolitik konumundan dolayı tarihinin hemen her döneminde olduğu gibi günümüzde de dünyadaki güç odaklarının çıkar çatışmalarının hedefi konumunda bulunmaktadır. Aynı şekilde Türkiye batıdan Avrupa, Kuzeyden Rus, Doğudan Asya ve güneyden de Afrika ve Arap kültürü ile sınırlıdır. Bu yüzden Türkiye dünya kültürlerinin de kesiştiği bir bölgede kurulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tam bağımsızlık ilkesini kullanmada, sömürülen ülkelere model olmuştur. Türkler, sıcak bölge olarak adlandırılan bu bölgelerde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde tarihlerinin en uzun barış ve istikrarını yaşamışlardır. Fakat günümüzde aynı bölgeleri dolaylı veya doğrudan kontrol eden ülke veya ülkeler ateş çemberi haline getirmiş oldukları bölgeden Türkiye’yi tehdit etmektedirler.

Dünya haritasına bakılırsa, Türkiye 8 ülke ile kara komşusu (Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan İran, Irak, Suriye Yunanistan ve Bulgaristan), 4 ülkeyle kara ve deniz komşusu (Gürcistan, Suriye, Yunanistan ve Bulgaristan), 3 ülkeyle Karadeniz’den (Rusya, Ukrayna, Romanya), 7 ülkeyle Akdeniz’den (Lübnan, Filistin, İsrail, Mısır, Libya, Tunus ve İtalya) yakın deniz komşusudur. Ayrıca 9 ülkeyle de uzaktan (Cezayir, Fas, Fransa, İspanya, Arnavutluk, Yugoslavya, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya) deniz komşusu olduğu görülür. Bu şekliyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti, denizler ve kıtalar ortasında uluslararası stratejik bir ülke olarak tanımlanmaktadır. Bu konumundan dolayı tehditlere açık olması yanında bu konumunu kullanmak suretiyle bölgesel manada çekim merkezi olması yönünde de sınırsız olanaklara sahip bir ülkedir. Şu halde Türkiye Cumhuriyeti tehdit ve fırsatlarla iç içe yaşamaktadır. Türkiye, İslâmiyet yanında diğer semavi dinlerin de tarihi mekânında olmasından dolayı hedef ülke olma özelliğine sahiptir.

Bu yüzden Türkiye’nin her zaman kendisine yöneltilen terör ve tehditleri caydırıcı bir güce sahip olması kaçınılmaz bir özelliğidir. Türkiye’yi bu güçten mahrum bırakmak düşüncesiyle hareket edenler öncelikle ve ısrarlı olarak Türk silahlı kuvvetlerine yönelik olumsuz propaganda yapmaktadırlar.

Batı dünyasının Türklerin Anadolu’yu ve takiben Balkan coğrafyasına hakim olmasıyla başlatılmış olan Şark Meselesi batılılar için bir sorundu, bugün farklı senaryolarla gündeme getirilen sorun, yarında sorun olarak kalacaktır.

Ortadoğu kavramı ilk kez batılılar tarafından kullanılmıştır. Türk, Fars, Arap ve Yahudilerin devletler kurduğu, sömürgeci devletlerin işgal edip manda devletleri kurmuş olduğu bu coğrafya sıcak savaşların yaşandığı dünyamızın sorunlu bölgesi olma özelliğine sahiptir.

Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Ortadoğu, tarihinin hemen her döneminde istilacı ve sömürgeci güçler için Asya kıtasının giriş kapısı olarak görülmüştür.

Ortadoğu’da İngilizlerin yerini almış olan Amerika’da Ortadoğu’nun jandarmalığını yani Asya’nın giriş kapısının anahtarını dolaylı da olsa İsrail’e vermiştir. Ortadoğu’daki güç merkezlerini de (Irak örneğinde olduğu gibi) güçsüzleştirme (Türkiye Cumhuriyeti) ve BOP ile de bölgeyi şehir devletlerine dönüştürmek suretiyle BOP’un Büyük İsrail Projesi (BİP)’ne giden yolu hazırlamakta olduğuna dair ipuçları her geçen gün daha da berrak hale gelmektedir.

Ortadoğu ve Türkiye Asya’nın giriş kapısı yanında Hazar bölgesi yani Kafkasya’nın da giriş kapısıdır. Asya’daki zengin doğal kaynaklar ve tahıl deposunun da girişi Ortadoğu ve Kafkasya olarak değerlendirilebilir. Dünyamızın bugün olduğu gibi gelecekte de kritik maddeler merkezli (petrol, su, vb.) alanı Ortadoğu olacaktır.

Türkiye jeopolitiğine bağlı olarak bu gelişmelerin dışında kalması yönünde ABD ve AB tehdit ve hatta tehditlere maruz kalmaktadır. Çünkü Ortadoğu, Kafkasya ve Asya’nın hemen tamamı Türkiye’nin tarih, kültür ve din coğrafyasıdır.

Tarih boyunca bölgeye dışarıdan gelmiş olan siyasal güçler aynı yolu kullanmış oldukları gibi merkezi Asya yani Türk Dünyasına hâkim olan güç merkezlerinin de batıya açılan kapısı Ortadoğu, Kafkasya yani Türkiye olmuştur. Nitekim Selçuklu Devleti’ni kuran Türkler, Kafkasya, Anadolu yani Ortadoğu’ya hâkim olmuşlardır. Selçuklu Devleti’nin geliştirmiş olduğu Selçuklu medeniyetinin etkin olduğu coğrafyanın 10 milyon km²’yi bulduğu ve bugün üzerinde 20’den fazla siyasi teşekkülün mevcut olduğu tarihi bir gerçektir.

Türkler Selçuklu Devleti’ni takiben Atabeylikler, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı Devleti ile günümüze kadar Ortadoğu coğrafyasında devlet olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu yüzden Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin Ortadoğu coğrafyasında varisi konumunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti Ortadoğu’daki siyasi, ekonomik ve kültürel işgal sömürüden doğrudan etkilenmiş ve etkilenmektedir. Ancak Ortadoğu coğrafyası Selçuklu ve Osmanlı’nın hâkim olduğu dönemlerde tarihinin en uzun barış dönemini yaşamıştır.

Atatürk Anadolu’daki bağımsızlık savaşını kazandıktan 10 yıl sonra Ortadoğu barışı ve Türk Dünyasına giden yolun emniyeti ve bölgesel barış için Sadabat Paktı’nı Türkiye’nin öncülüğünde kurmuştur. Bugün de bölgesel sorunların okyanus ötesi güç merkezi ABD’nin sömürüsüne karşı bölgesel güç birliklerinin kurulmasıyla karşı durulabileceği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Bölgesel sorunların çözümünde Atatürk’ün akılcı politikası en geçerli yol olarak görünmektedir. Zira sömürgeci güçlerin projelerine ortak alınmak suretiyle tarihimize uygun düşmeyen maceralara sürüklenmemiz bölgenin güven ve istikrarının teminatı olarak görülen Türkiye güven ve itibar kaybına uğrayabilir.

Bugün gelinen noktada ise, küreselleşme adına BOP ile Ortadoğu’da Türk varlığı, etkinliği gerilerken Yahudi-Hıristiyan ortaklığındaki güçler de tıpkı X. yüzyılda olduğu gibi (Bizans Dönemi) Ortadoğu’da gayr-i Müslim egemenliğine yöneliş gözlenmektedir.

İlk bakışta Türkiye henüz sıcak savaşın dışında görünüyorsa da Ortadoğu’daki Türk varlığı ekonomik ve kültürel manada tehditlere maruz bırakılmaktadır. Zira BOP projesinin nihai hedefinde Türkiye’de bulunmaktadır. AB aracılığı ile vuruşlar her geçen gün daha da etkili hale getirilmekte; amaç Anadolu’yu askersiz ve silahsız bir yolla kontrol almaya yöneliktir. Görünen uygulamalar toplumsal manada demokrasi, insan hakları özgürlük, stratejik kurumların özelleştirilmesi ve toprak satışlarındaki tutum ve davranışlar bölgesel tehdit ve tehlikenin ayak sesleri olarak algılanmalıdır.

Türkiye’nin gerek jeopolitiğinden gerekse içersinde bulunduğu Ortadoğu’ya yönelik tehdit ve sorunların beraberindeki fırsatların neler olduğuna gelince; Ortadoğu’daki kritik maddeler, Hazar havzası ve Büyük Türkistan coğrafyasına yönelik uluslararası güçler, hedeflerine ulaşmak için ABD, AB, İsrail, Rusya ve hatta İran merkezli projeler üretmişlerdir. AB’nin Atlas Okyanusu’ndan Ural Dağlarına kadar Büyük Avrupa Projesine göre Merkezi Avrupa’nın doğu kapısı Balkanlar, Kafkaslardır. Bölgedeki Ukrayna ve Türkiye’yi de parçalara bölerek (Yugoslavya örneği) eyaletler veya din, mezhep ve yerel kültür merkezli küçük siyasi kuruluşlar halinde bünyesine alma projesini hayata geçirmek sürecini yaşamaktadır. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ise dünyanın merkezi alanına yani Türk-İslam ülkelerinin tamamına yönelik siyasal ve ekonomi temeline dayalı sömürgeleştirme projesidir.

Rusya federasyonu Sovyetler Birliği’nin hâkim olduğu topraklar yani Merkezi Asya Kafkaslar ve Balkanlara Türkiye’yi de dâhil ederek Avrasya Projesinin gerçekleştirmeyi planlamakta ve iki kutuplu savaş tezini savunmaktadır. İsrail, dünyadaki Siyonistlerin de gücü ile Kudüs merkezli bir Ortadoğu hakimiyeti yani BİP yönünde ABD ve AB’nin de desteğini almaktadır. İran’ın bile kendi İslam anlayışı temelinde Büyük İslam Birliği Projesi mevcuttur. Ortadoğu, Kafkaslar ve Asya’ya yönelik bu projelerin hemen hepsinde de Türkiye hedef konumundadır.

Türkiye’nin mevcut tehdit ve tehlikelere karşı Anadolu ve Ortadoğu jeopolitiğinin sağlamış olduğu avantajları kullanmaması halinde söz konusu emperyalist projelerin hedefi olmaktan kurtulmamız her geçen gün daha da tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin tarihi ve kültürel mirasçısı olarak Merkezi Devletler Birliği Projesi ile sorunu temelden çözebilir.

Atatürk’ün Sadabat Paktı çerçevesinde Türkiye, İran, Azerbaycan ve Suriye’nin Selçuklu projesini hayata geçirmesi için tarihi, kültürel ve dini manada ortak payda mevcuttur. Büyük Selçuklu Devleti’nin hakim olduğu 10 milyon km²lik topraklar üzerinde 20 siyasi teşekkülün ortak paydası Selçuklu coğrafyasının bugünkü temsilcileri kültür, tarih ve din merkezli birlikteliğe dayanan Selçuklu projesinin hayata geçirilmesiyle Ortadoğu, Kafkasya, Anadolu ve Türkistan’a yönelik projelerin tehdit ve tehlikesini önlemiş olacaktır. Selçuklu projesinin sonucunda oluşturulacak olan Merkezi Ülkeler Birliği’nin uluslararası güç merkezleriyle ortak çıkarları doğrultusunda yapacakları çok yönlü işbirliği Türk-İslam âleminin bugün ve geleceği için gerekli olduğunun Irak, Afganistan, Lübnan ve Filistin’e yönelik sıcak savaşlar en açık işareti.

Projeleriniz olmadan bilim ve teknoloji dünyasında yeriniz neyse uluslararası mücadelede de durum aynıdır. Türkiye Cumhuriyeti, bu ve benzeri projeler için gerekli olan alt yapıya (tarihi, kültürel, dini vb.) sahiptir. Ancak emperyal güçlere karşı fikri ve fiili bakımdan donanımlı olmaya mecburdur.

Ülkemizin de içerisinde bulunduğu Ortadoğu jeopolitiğinden kaynaklanan bölgesel sorunların çözümü ve yeni fırsatların oluşturulması yönünde fikri hür, vicdanı hür, zihinsel manada köleliğe karşı bilim, fikir, sanat adamlarına ve özellikle de devlet adamlarına ihtiyaç var.

  • Hayran
  • Mutlu
  • Üzgün
  • Kızgın
  • Sıkıcı
  • Korkunç

Benzer içerikler


Bilgi

Türkiye’ye Yönelik Dış Tehditler Nelerdir Yorumları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir