Laiklik Nedir Ne Değildir Teokrasi Hoşgörü ve Sekülarizm Kavramları

3 sene önce 0
Laiklik Nedir Ne Değildir Teokrasi Hoşgörü ve Sekülarizm Kavramları

Laiklik tartışmaları, son yıllarda Türkiye’nin siyasi ve entelektüel gündemini sürekli olarak işgal etmektedir. Tartışmaların devam etmesi yararlı sonuçlar verebilir. Çünkü önemli olan, geç de olsa kavram çözümlemesine başlamak, düşünmek, araştırmak ve sonunda bilinçlenmektir.

Türkiye’de entelektüel düzeyde en çok karıştırılan kavramlardan bazıları teokrasi, hoşgörü, laiklik ve sekülarizmdir.

Teokrasi bir toplumun din adamları(teokratya) eliyle, din kurallarına göre yönetilmesidir. Buna göre din kuralları aynı zamanda hukuk kurallarıdır. Bu kuralların uygulanmasından teokratya sorumludur. Örneğin, devlet protokolünde kadınların nasıl giyineceğine din ulemasının karar vermesi gerekliliği gibi. Burada ideolojik bir tercih vardır ve akıl bu tercihin amacına ulaşmak için bir araçtır. Teokraside akıl, dinin hizmetindedir. Din devletinde iktidar kendisini dine göre tanımlar. Din kutsal olduğundan, iktidar da kutsallaşır ve onu eleştirmek pek mümkün olmaz. Bu yüzden din devletinde muhalefet resmen kabul edilmez. Muhalefet de kendisini alternatif bir kutsallıkla tanımlar. Böylece iktidarın suçlayacağı mezhepler ortaya çıkar. Bu şekilde yönetilen devletlerde bölünme potansiyeli her zaman vardır.

Dine inansa bile, din görevlisi ya da ruhban veya ulemadan olmayan insanlar, hayatlarını din hizmetiyle değil, diğer mal ve hizmetlerin üretimiyle kazandıklarından hayatlarını din kurallarına göre düzenlemezlerdi.

Hoşgörü, laiklik değildir; teokrasinin kendi varlığını sürdürmek için zaman zaman başvurmuş olduğu bir uygulamadır. Örneğin Hıristiyanlık, masum bir hoşgörü isteğiyle ortaya çıkmış, ama iktidara geldikten sonra yerleşmiş çıkarların aracı olunca engizisyonu kurmuştur. Hoşgörünün anahtarı teokratik yönetimin elindedir ve kendi ihtiyacına göre açar veya kapatır. Hoşgörünün güvencesi yoktur, keyfidir. Teokrasi bürokratik örgütlenmesini tamamladığında totaliter düzenini kurar. Böyle bir düzende birey yoktur, toplum(ümmet) vardır. İnsanın kendisi olmasına izin verilmez; insan, teokratyanın istediği gibi bir kul olmaya zorlanır. Toplumun, ama gerçekte toplumu yöneten teokratyanın çıkarları için bireyin hakları çiğnenebilir. Buna da dirlik ve düzenin korunması için yapılan fedakârlık denir. Tarihin öğretisine göre, hoşgörüye sığınmanın ve laikliği hoşgörüyle karıştırmanın sonu budur.

Sekülarizm, İngiltere’de gelişmiş olan empirisist felsefenin toplumsal çözümüdür. Empirisizme göre bilginin kaynağı gözlemdir. Bu yüzden, siyaset teorileri, gözlemlenebilen tarihsel uygulamalardan hareketle kurulmuştur. Örneğin Avrupa’da, örgütlü bir din kurumu olan kilise, daima devletin karşısında olmuş ve bu dünyayı, tek başına yönetmek istemiştir. Hatta, bu yüzden topluma hizmet götüren rahiplere dünyevi, hep riyazetle meşgul olanlara da düzenli rahip denmiştir. Doğal olarak krallar ya da devlet, buna karşı çıkmış; dünyayı kendileri yönetmek istemişlerdir. Bu çatışma, kilisenin kendi içinde bölünmesine yol açarken, devlet içinde de iktidar kavgalarının bahanesi olmuştur. Böylece krallar, prensler ve kilise teokratyası arasında kurulan ittifakların ve taraf değiştirmelerin yükünü hep halk taşımıştır. İşte empirisistler, yenişemeyen kiliseyle devletin bir arada var oluşunu ve her birinin kendi sınırlarına çekilerek karşı tarafa ve özellikle halka hoşgörülü olmalarını önermişlerdir.

Sekülarizm’de birey bir yandan kralın tebaası, öte yandan kilisenin mensubudur ama her iki sıfat birbirinden ayrı tutulmalı, böylece kurumlar arası işbölümü sağlanmalıdır. Bu işbölümü fonksiyonel olmalıdır. Kilise din hizmetlerini, devlet de dünyevi hizmetleri yerine getirmelidir. Tarih boyunca yerleşmiş olan törenler sembolik olarak kullanılabilir, törenlerde dinsel ve dünyevi unsurlar bir arada bulunabilir; ama bunlar bireylerin özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde kullanılamazlar.

Laiklik ise, rasyonalist felsefenin ürünü olduğu için, zihni bir tasarımdır. Rasyonalizm bilginin kaynağının akıl olduğu görüşündedir; genel doğrulardan hareketle akıl yürütme yoluyla kavramları zihinde oluşturur. Bu bakımdan rasyonalistler, geçmişteki deneyimlerden çok, geleceğe ilişkin tasarımlara yönelmişlerdir. Fransız Aydınlanmacılığının devrimciliği rasyonalizmden kaynaklanmaktadır. Bu devrimci kavramlardan biri de laiklikdir.

Laiklik, hukukun kaynağının dini dogmalar(akideler) yerine, insanın akli değerlerinin olmasıdır. Laiklik, geçmiş deneyimler ve yerel gelenekler ne olursa olsun, hukukun toplumun geleceğini biçimlendirmesi ve bunun için evrensel değerlere dayanması gerektiğini savunur. Akıl evrenseldir. İnsanın doğuştan sahip olduğu onur, hak ve özgürlükler de evresel aklın doğal sonuçlarıdır. O halde onuru ve özgürlükleri koruyacak olan hukuk düzeni, akla dayanmak zorundadır. Akla dayalı hukuk düzeni, yine rasyonalist bir kavram olan, ulus tarafından kurulabilir. Rasyonalizme göre toplum, tarihsel süreç içinde oluşan bir mutabakat sonucunda ortaya çıkan ulustur. Ulus bireylerin toplamı değil, sentezidir. Bu bakımdan, ulusun tüzel kişiliği vardır ve gelecek hakkında karar verme iradesine sahiptir. Bu tüzel kişiliğin hukuki ifadesi devlettir, kilise veya kral değildir. Devlet hukuk üretirken, bilginin kaynağı olan aklı kullanacaktır. O halde akılcı hukuk, aslında ulusal hukuktur ve devlet tarafından üretilir. Devletin bütün dinlere eşit mesafede durması ve hoşgörülü olması sadece birer sonuçtur.

Toplumumuzda kavramlar çoğu zaman akli gerekçelere ya da sebeplere göre değil, daha çok varılmak istenen sonuçlara göre tanımlanmaktadır. Benzeri sonuçlara başka çözümlemelerle de ulaşılabileceğinden, bir kavram karmaşası doğmaktadır. Örneğin, dini özgürlükler ve hoşgörünün laiklik sanılması gibi. Özellikle bireysel özgürlükleri yok etmek için, yine özgürlüklerden hareket etme kurnazlığına yönelinmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, ulusal bir devlet olarak kurulmuştur. Yani toplum, kendi kaderi hakkında karar verebilme erkine sahiptir ki; buna Türk Ulusu denir. Ulus ne bir tebaası ne bir ırk, ne de bir ümmettir. Ulus, haklarını akıla göre düzenleyen toplumdur. Bu bakımdan egemenliğin kayıtsız şartsız ulusun olması demek, devletin laik olması demektir.

Anayasanın 24. maddesi, laikliği, rasyonalist felsefenin çözümlemesine göre tanımlamıştır:
“Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

Özgürlükleri genişletici hukuk anlayışı, serbest olanı değil, yasaklanmış olanı düzenler. Böylece yasak sayılanın dışında kalan her eylem serbest olur. Eğer serbest olan tanımlanırsa, bunun dışında kalan her şey yasak olur. TC. Anayasası laikliği tanımlarken bu inceliğe dikkat etmiş ve laikliği, özgürlükleri genişletecek şekilde tanımlamıştır. Laikliğe kusur bulmak için bahane arayan çevreler bu inceliği görmelidirler.

  • Hayran
  • Mutlu
  • Üzgün
  • Kızgın
  • Sıkıcı
  • Korkunç
Hangi Marka Hangi Ülkenin | Amerikan Malları Listesi