İçeriğe geç

Ermeni Meselesi Sorunu İhaneti Hakkında Kısa Bilgi

Ermeni Meselesi Sorunu İhaneti Hakkında Kısa Bilgi

Ermeni Meselesi Sorunu İhaneti Hakkında Kısa Bilgi

XIX. yüzyılın başlarında Rusların Kafkasya ve Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz’e inme siyasetleri ve İngiltere, Fransa’nın Kafkasya’da bir Ermenistan kurma vaatleri karşısında, bu tarihe kadar Millet-i Sadıka olarak adlandırılan Ermeniler, Türk Milletine ihanet ederek, Türk Devletine ve Türk Milleti’ne yönelik saldırılara başlamışlardır. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ermeniler Osmanlı Devleti’ne ihanet ederek, Rusya’ya savaş esnasında asker vererek yardımda bulundular. Harbin patlak vermesiyle Kars ve Çıldır’daki Ermeniler Rusya’ya bağlılıklarını bildirdikleri gibi, Ermeni çeteleri Erzurum’un düşmesinde de Rus ordusuna yardım etmişlerdir.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra imzalanan Ayastefanos Antlaşması bağımsızlık taraftarı Ermenilere pek büyük ümitler vermiştir. Osmanlı Devleti’nin Doğu toprakları bu anlaşmayla Rus idaresi altına girmiştir. Rus orduları bu toprakları işgal altında bulunduracak, sonra da bağımsız bir Ermenistan kurmak üzere bu tarihi Türk topraklarını Ermenilere bırakacaklardı. 1878 yılındaki Berlin Konferansı’nda Ermeni isteklerinin 61. maddeyle kabul görmesi üzerine Ermeniler için artık şikâyet yerine harekete geçme zamanı gelmiş bulunuyordu. Bu sebeple Rusların ve Batılı devletlerin yardım ve desteğiyle Ermeni cemiyetleri kurulmuştur. 1887 yılında Kafkasyalı Ermenilerden Avedis Nazarbeg ve eşi Maro tarafından İsviçre’de Hınçak Komitesi kurulmuştur. 1890 yılında da Rusların yardım ve destekleriyle Taşnak Sütyun Komitesi Tiflis’te kurulmuştur. Her iki Ermeni cemiyetin hedefi Osmanlı ülkesinde isyan çıkarmak, silahlı tedhiş hareketlerinde bulunmaktı.

Ermeniler ilk isyanı 20 Haziran 1890 tarihinde Erzurum’da çıkarmışlardır. Sırası ile Osmanlı ülkesinde Ermenilerin organize ettiği isyanlar; Musa Bey Olayı, Kumkapı Gösterisi, Merzifon, Kayseri ve Yozgat Olayları, Birinci Sasun İsyanı, Babaali Gösterisi, Zeytun İsyanı, Van İsyanı, Osmanlı Bankasına yapılan saldırı, İkinci Sasun İsyanı, Padişah II. Abdülhamid’e Yıldız Camii önünde düzenlenen suikast, Osmanlı ülkesinde tam bir terör estirmiştir.

1893-1896 yıllarında Doğu Anadolu’da cereyan eden Ermeni terörü günlerinde, Van ve Bitlis’te Rus Konsolosluğu yapan General Mayevski hazırladığı raporunda Ermenileri yoldan çıkaranları ve kullananları şöyle ele vermiştir: “Türkiye’deki Ermenilerin, Türklerin zulüm ve katliamına maruz bulunduklarını Avrupa’ya göstermek icap ediyordu. Program şu şekildeydi: Ancak kan dökmek lazımdır ki, Ermeniler serbesti kazansın. Kan dökünüz! Avrupa sizi himaye eder”

Ermeni şiddet olaylarının en hareketli zamanında (1898) Doğu Anadolu’yu gezen Amerikalı Gazeteci George H. Hepwort, Ermenilerden şu serzeniş ve dert yanmalara şahit olmuştu. “Ah!… Biz önceleri çok mutlu bir halktık. Vergilerimizi öder, işimizle, gücümüzle ilgilenir, huzur ve refah içerisinde yaşardık… Fakat Berlin Antlaşması, İngiltere’nin işi karıştırması yok mu; eğer Avrupa bizi kendi halimize bırakmayı isterse, iyi bir geleceğe sahip olabiliriz. Fakat halk olarak bizim kötü duruma düştüğümüz görülüyor, zavallı Ermeniler… Avrupalılar bizi Türklere karşı kötü bir hırsla tahrik ettiler!… Yazık! Memleketimiz harap oldu.”

Rusya’nın Ermeniler üzerindeki emellerini Çarlık Rusyası’nın Türkiye’deki Oyunları adlı eserin yazarı Edgar Granville şöyle ifade etmektedir. Türkiye’deki Ermeni Meselesi, Ermenilerden doğmamıştır. Zira Ruslar, Ermenilere el atıncaya kadar, Türkiye’de hiçbir Ermeni hareketi olmamıştır. Rusların eseri olan Balkan hareketine kadar Ermeniler kendi aralarında mezhep mücadelesi yapıyorlardı. Hatta kendi aralarındaki anlaşmazlıkların giderilmesi için Türklerden yardım dahi görüyorlardı. Rus mezalimine karşı Ermenilerin tek sığınağı Türkiye idi”

Osmanlı ülkesinde Ermeniler yok muydu? Elbette vardı. Tıpkı bugün Fransa’da, ya da Amerika’da Ermeni nüfusu bulunduğu gibi Osmanlı ülkesinde de, Ermeniler bir azınlık halk olarak yaşıyorlardı. Kimi bölgelerde daha az, kimi bölgelerde daha çok Ermeni vardı. 19. yüzyılda Anadolu’nun her köşesinde ezici bir Türk-Müslüman nüfus çoğunluğu vardı. Hiçbir vilayette, hiçbir sancakta ve hatta hiçbir kazada bir Ermeni çoğunluğu yoktu. Hatta Ermenistan’ın başkenti Erivan’da dahi XIX. Yüzyılın sonunda, Türk nüfusu yüzde 83 iken, bu oran I. Dünya Savaşı sonrasında yüzde 4.3’e kadar düşmüştür.

Bin yıldan beri tarihi, kültürü, medeniyeti, insanıyla, Kars, Ardahan, Ağrı, Iğdır, Van, Erzurum ile Türk Yurdu olan Doğu Anadolu’da Ermeni Devleti diye, Doğu Anadolu’da bir Ermeni Yurdu veya bir Ermeni Devleti yaratmaya kalkışman bugün Ermenilerin yaşadığı Fransa’da Marsilya Bölgesinde bir Ermeni Yurdu bir Ermeni Devleti istemek gibi imkânsız bir şeydi. Ermenilerin yaşadığı Amerikanın Kaliforniya bölgesinde bir Ermeni Devleti kurulamayacağı gibi, Ermenilerin o tarihlerde küçük bir azınlık olarak yaşadığı Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurulamaz ve düşünülemezdi ama hayal gücü pek engin olan Ermeni Komitacılar, bu imkânsızı düşündüler. Paris’te, Cenevre’de veya Tiflis’te oturup, hiç tanımadıkları Anadolu’da, Ermeni Devleti kurmayı kafalarına koydular. Bunu gerçekleştirmek için silaha sarıldılar, terörü bir metot olarak benimsediler ve kan dökmeye ve döktürmeye başladılar. Büyük emellerinin imkânsız olduğunu ve bir çıkmaza saplanmış bulunduklarını fark edince, büsbütün hırçınlaştılar. Taşnak, Hınçak, Ramgavar adlı Ermeni çeteleri pek çok masum Türk kanı döktüler.

Birinci Dünya Savaşı patladıktan bir süre sonra 21 Temmuz 1914 yılında Osmanlı Devleti seferberlik ilân etti. Aynı günde Taşnaksütyun, Hınçak, Ramgavar ve Veragöz gibi Ermeni komite liderleri toplanarak şu kararları almış ve bunları bütün teşkilatlarına bildirmişlerdir.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde Ermenilerin katlettiği 520 bin Müslüman-Türk’e ait 185 toplu mezar ve Türk katliamı ile ilgili Osmanlı, Başbakanlık ve Askeri Tarih Arşivlerinde binlerce belge kanıt mevcuttur.

Hayatlarında bir kere dahi arşiv görmemiş, belge tanımamış, tarih ve kültürümüzle yakın-uzak ilişkisi olmamış, Batılı ülke parlamenterlerinin, tarihimiz hakkında hüküm yürütmesi, yorum yapması, yasa kabul etmesi ilme ve akla sığacak bir davranış değildir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde katliamlara uğrayanların, bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler olduğu ve 1915-1919 yılları arasında bir Türk Soykırımının yaşandığı gerçeğini anlatamadığımız için, hayali Ermeni senaryoları dünya kamuoyunda gerçekmiş gibi kabul edilmeye başlandı ve Türk Milleti olarak hak etmediğimiz tarihimize yönelik saldırılarla muhatap olmak zorunda kaldık.

Tarihte başta Talat Paşa olmak üzere, hiçbir Osmanlı Devlet Adamının kendi eliyle imzaladığı ve Ermenilere yönelik soykırımı emreden belge ve bilgi yoktur.

Tarihte gerçekten bir ermeni soykırımı olsaydı bugün Ermenistan diye bir devlet olamayacağı gibi Azerbaycan topraklarını da işgal eden bir devlet olmayacaktı. Tıpkı Kızılderililere ait bağımsız bir ülke olmadığı gibi. Soykırım İslam dinine aykırı bir durumdur. İslam dinine mensup olmayan sömürgecilerin uydurdukları yalanlarda hesaba katmadıkları anlamak istemedikleri en önemli konu budur. Osmanlı soykırım yapsa İslamı inkar etmiş olurdu. Sömürgeci ülkelerin tamamı İslam dışı dinlere mensup olduğu için geçmişleri soykırımlarla doludur.

Ermeni yalanlarını iftiralarını çürüten bilgi ve belgelerin bulunduğu site:
//factcheckarmenia.com/home/tr

İslam’da teröre yer yoktur. Kuran’da ve başta Peygamberimiz Hz. Muhammed olmak üzere tarih boyunca yaşamış tüm Müslüman yöneticilerin uygulamalarında bu gerçek tüm açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. İslam’ı terör olarak dünyaya gösteren sömürgeci ülkelerdir.

  • Hayran
  • Mutlu
  • Üzgün
  • Kızgın
  • Sıkıcı
  • Korkunç

Benzer içerikler


Bilgi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir