İçeriğe geç

Neden Kıbrısı Tanımıyorlar

Neden Kıbrısı Tanımıyorlar

Kıbrıs adası jeo-stratejik konumu nedeniyle bölgesinde büyük önem taşımaktadır. Bugüne kadar birçok milletin egemenliğinde kalmıştır. Ada, 1571’den 1878’e kadar hem hukuken hem de fiilen Osmanlı idaresinde kalmıştır ve tarihinin en sorunsuz ve huzurlu dönemini yaşamıştır ancak adanın İngiliz idaresine girmesiyle birlikte, uluslararası alanda bir Kıbrıs sorunu doğmaya başlamıştır.

1878’de Osmanlıların Kıbrıs’ta askeri üstünlüğünün sona ermesinden bugüne kadar, adada Türk ve Rum toplumları arasında bir barış ve güven ortamı yaratılamamıştır. Seksen yılı aşkın İngiliz idaresinde çeşitli çatışmalara tanık olan ada, 1960 yılında imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında bağımsızlığına kavuşmuştur. Ancak kısa bir süre sonra başlayan toplumsal huzursuzluk 1964’te doruğa tırmanmış ve on yıl sonra Barış Harekâtı ile Türkiye, Kuzey Kıbrıslı Türklerin tehditten uzak yaşayabilecekleri bir coğrafi alanı kontrolü altına almıştır. Daha sonra Kuzey Kıbrıslı Türkler, kendi geleceklerini kendileri belirlemek için politik örgütlenmelerini tamamlamışlar ve 1983’te KKTC’yi kurmuşlardır. Fakat KKTC, Türkiye dışındaki devletlerce tanınmamıştır.

Dış güçlerin planları Müslüman Türk dünyasına yöneliktir. Türkiye’de etnik temelli çatışmalar, Azerbaycan’ın arazi bütünlüğünün bozulması tüm dünyada Türklere karşı ayrımcılık politikasının yapılmasının örneklerinden bazılarıdır.

İran gibi bir devlette 40 milyona yakın Azerbaycan Türkü yaşamakta ama tek bir tane bile Azerbaycan dilinde okul, üniversite faaliyet göstermemektedir. Türkler kendi ana dillerinde gazete, dergi veya televizyona sahip değillerdir.

Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü bozulup. Komşu Ermenistan kendisinin Hıristiyan kardeşi Rusya’nın yardımı ile Azerbaycan’ın en güzel toprakları olan Dağlık Karabağ’ı ve ona bitişik birkaç beldeyi işgal edip, bugün Azerbaycanın yüzde 20 topraklarını işgal etmiştir. İşte bu mevcut durumdan ötürü Azerbaycan Kuzey Kıbrıs’ı tanımaktan çekinmektedir. (Dr. Ahmet Şahidov)

Adada yaşayan Türkler ve Rumlar dışında, Yunanistan, Türkiye, İngiltere, Amerika ve AB ülkeleri de taraf konumundadır. Son zamanlarda, İsrail gibi Akdeniz’in güneyindeki ülkeler de, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, petrol ve doğalgaz arama faaliyetleri gibi konularla, taraf olmuştur.

Türkiye’ye yaklaşık 70 km. uzaklıktaki, jeolojik olarak Anadolu’nun doğal bir uzantısı olan Kıbrıs Adası, 1570 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. Bu tarihten itibaren adada iki farklı ulusal topluluk olan Müslüman Türkler ve Ortodoks Rumlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Millet Sistemi uygulaması çerçevesinde 1821 yılına kadar huzur ve barış içinde yaşamışlardır. Bu tarihte başlayan Yunan isyanı sırasında ise, ilk kez karşı karşıya gelmişler ve birbirlerine karşı güvensizlik duymaya başlamışlardır. 1829’da Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan Yunan Devleti’nin bazı önderleri Romalılaşmaya duydukları özlemi ulusal bir ideoloji haline getirmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu Rusya ile savaşta iken, stratejik önemi nedeniyle Kıbrıs’ı isteyen İngiltere, 1878’de Osmanlı Devleti’ne Ruslara karşı bir ittifak teklif etmiş ve Osmanlı Devleti büyük bir hata yaparak, bu teklifi kabul ederek, adanın yönetimini İngilizlere bırakmıştır. Mülkiyeti İngiltere’ye devredilmemiş olsa da Kıbrıs, İngiltere’nin bir kolonisi haline gelmiştir. 12 Temmuz 1878’de Kıbrıs’ın son Türk Valisi makamını İngiliz Amirale devrederken, Baf Kapısında bulunan Türk Askeri Garnizonundaki Türk bayrağı indirilip, yerine İngiliz bayrağı çekilmiştir. 300 yıl boyunca dalgalanan Türk bayrağı indirilirken, Rumlar Yaşasın İngiltere diye bağırırarak Enosis isteklerini dile getirmişlerdir.

Adanın idaresini alan İngiltere ilk olarak, iş başındaki Türkleri memuriyetlerinden uzaklaştırıp, yüksek memuriyetlere Rumları getirmiştir. Amaç hem Türkleri idareden uzaklaştırmak hem de Rumları kendilerine daha çok bağlayarak adada Türklerin hâkimiyetine son vermekti. Bu uygulama sonucu ekonomik sıkıntıya düşen Türkler ellerindeki malları satmak durumunda kalmış, Rumlar da bu malları satın almışlardır. Ticaret ve sanat alanında zaten iyi durumda olan Rumlar, arazi ve emlakları da ele geçirerek çok güçlenmişlerdir. Kilise bu satın almaları desteklemiş ve Türkleri adadan çıkarmanın en iyi yolunun bu olduğunu söylemiştir. Yönetim açısından da, 1882 yılında oluşturulan Yasama Meclisi, Türk yönetiminde uygulanan eşitlik ilkesini terketmiş ve Rumlar tarafından bir propoganda platformu gibi kullanılmıştır. Eşitliğin yeniden kurulması yönünde İngilizler nezdinde, Türklerin göstermiş olduğu tüm çabalar Rumların sert tepkisi ile karşılaşmıştır.

Kıbrıs sorunu, 1821 yılında Osmanlı’ya karşı başlatılan Yunan isyanından beri devam etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu egemenliğinde yaşayan adanın 1878 tarihinde İngiliz yönetimine geçmesi, soruna yeni bir boyut katmıştır. Artık taraflar Türkler, Yunanlılar ve İngilizlerdir.

Yunanlıların Megali İdea ideolojisi kapsamında şekillenen Enosis talepleri, Ada Rumlarının temel hedefi olmuş, yaşanan terör eylemlerinin de altyapısını oluşturmuştur. Umut ettikleri gibi İngilizlerin adayı Yunanistan’a vermemesi, Kilise ve onun yönlendirdiği EOKA terör örgütünün eylemlerinin nedeni olmuştur. Önce İngilizlere karşı uygulanan terör eylemleri, kısa zamanda Türkleri de kapsamış, 1955’de İngiltere’nin çabasıyla Türkiye’nin olaya müdahil olması sonucu tam hedefe Türkler yerleşmişlerdir. Bundan sonraki dönem artık Türkleri varoluş çabalarını kaydeder. 1957 yılında kurulan ve faaliyetleri bugün hala gündemde olan ve tartışılan TMT, 1974 yılında Türkiye’nin gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtına kadar, Kıbrıs Türklerinin mücadelesinde etkin bir rol oynamıştır.

Prof Dr Necmettin Erbakan- Bana Ne Amerika'dan!
  • Hayran
  • Mutlu
  • Üzgün
  • Kızgın
  • Sıkıcı
  • Korkunç

Benzer içerikler


Bilgi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir